YENİ OSMANLI HAYALİ
21/12/2009Küresel ekonomik büyüme yeni bir sürece giriyor. Geçmişteki ekonomik canlılık yörünge değiştirerek Batı’dan Doğu’ya kayıyor. Osmanlı Devletinden gelen mirastan dolayı Türkiye’nin Doğu’nun kilidini elinde bulundurmasından dolayı önemi sürekli artmakta. Fakat değişen dünya konjoktürüne rağmen Türkiye’de değişmemeye direnen siyasilerden dolayı ülke sırtlanması gerekli misyonu bir türlü sırtına alamıyor. Küçük çıkar hesapları devleti bir kısır döngünün içine sokmuş vaziyette. İdeolojik, taşlaşmış, kalıpçı yaklaşımlar aşılamıyor.
Türkiye’de dini hayat, İslami cemaatler eline bırakılmış ve onlarda yelkenleri bütünüyle rüzgara bırakmış; kişi yetiştirmek yerine bir Batınilik zihniyeti yerleştirilmeye çalışılıyor. Sorgulanmayan yanlışlar etrafında bir İslami hayat yalanı sürüp gidiyor. Bu da üretimi canlandırmak yerine daha çok Orta Çağ Kilise bağış zihniyetiyle sadece bir takım kurumlar doyurulmakta. Kişinin bırakın etrafındaki yanlışları sorgulaması, dünyadaki gelişmeleri bile sorgulamasına hacir konuluyor. Kişi cemaat endeksli yaşamaya zorlanıyor ve kendini aşamıyor. Bir yandan köhnemiş bir siyaset ile bir yandan da skolastik zihniyet içerisine sokulmuş ve cemaat kalıplarına hapsedilmiş bir toplumla Türkiye’nin bu büyük misyonu yüklenmesi beklenebilir mi?
Algılarımızın dünyevileşmesiyle birlikte İslami hayat Batılı değerler çerçevesine oturtulmuş, yapılacak her şeyin siyasilerden veya cemaat liderlerinden beklenmesiyle hayallerimiz kilitlenmiştir. Siyasilerden veya cemaatlerden artık sadece beklentimiz dünyevi çıkarlar olmuştur. Bu riya ortamında ise idealist bir ruhun yetişmesini beklemek sadece kendini kandırmaktan ibarettir. Maalesef böyle bir ortamın da, gayet doğal olduğu tezi topluma enjekte edilmiş vaziyettedir. Dünyevi zehirlenme yaşadığımız bu ortamdan bir ferdin kendi çabalarıyla çıkabilmesi ayrı bir ‘inkılap’ hareketidir. Çünkü söylemlerinizin belirlenen çizgiler dışına taşması halinde büyük bir tepkiyle ‘aforoz’ edilmeniz an meselesidir.
Kendi tarzlarına saplanıp kalan ve cemaat taassubu içerisinde kendilerine hayranlık besleyen, yalnız kendi cemaatlerinin çıkar ve yararlarını gözetenlerle sosyal birlikten söz etmek sadece hayal perestliktir. Kaliteli insan yetiştirmek yerine sadece cemaati-kurumlarını büyüterek, büyüdüğünü zanneden zavallılarla bir sonuca ulaşabilmek mümkün mü? Böyle bir toplumla eski Osmanlı hayali kurmak daha çok kimi sevindirir dersiniz? Tabii ki sırtımızdan Doğu’daki zenginliklere ulaşmak isteyenlerin. Toplumda cemaat büyüklenmesi şeklini alan bu zihniyetin, siyasileştikçe devlet büyüklenmesi şekline dönüşmesi toplumu oyalamaktan ibarettir. Büyük büyük kurumlarınız olacak ama fertlerinizin içi bomboş olacak. Çünkü böyle bir ferdin yönlendirebilmek kolay olacağından dolayı kişinin kaliteleştirilmesi tabi ki kimsenin işine gelmeyecektir. Böylece ferdin kalitesine önem vermeyen bir devletinde cemaatinde büyüklüğü sadece devlete veya cemaate bağlı insanları kandırmadan ibaret olacaktır.
Şu an devlet kurumları ile cemaat kurumları arasında hiçbir fark yoktur. Çünkü devleti oluşturan sosyal hayattaki fertlerdir. Liderini sorgulamayan bir siyasi ile liderini sorgulamayan bir cemaat ferdi arasında ne fark vardır? Hz. Ömer bu mevzuda çok güzel bir örnektir. Bir çok kez Hz. Peygamber’in yaptığı hareketleri sorgulayan Hz. Ömer’in, bazen haksız bazen de haklı çıktığı bu sorgulamalar da Hz. Peygamber’in hiçbir tepki göstermemesi şaşırtıcı geliyor bizlere. Hatta Hz. Peygamber, kendisinden sonra bir Peygamber gelecek olsa onun Hz. Ömer olacağını bile söylemesi bizleri hiç düşündürmüyor. Çünkü ne kadar Hz. Ömer’i taktir etsek de insanların onun gibi tavır takınmasına tahammül edemiyoruz. O zaman İslami yaşantımızda bile samimi olduğumuz şaşırtıcıdır. İstenen fert, sorgulamayan ve sürekli istenen her şeyi yapandır. Bu durum ferdin sürekli pasivize durumuna düşürülmesine sebep olduğu gibi, ciddi bir şekilde üretkenliğin de önüne geçilmektedir. Bu ise İslam’ın özüne aykırı düşmektedir.
Müdahale altında tutulan, kontrol edilen hayatlar, yoksul ve kısıtlı, parçalanmış, bölünmüş hayatlardır. Her şey elimizde. Çürümüş bir hayat da yaşayabildiğimiz gibi gayet canlı ve üretken bir hayat da. Bunun tek bir yolu var, o da ferdin özgürleştirilmesidir. Bu durum düşüncelerini rahatça söyleyebilen, kendine olan öz güveni kazanabilmiş fertlerle mümkündür. Teslimiyetçi bireylerle bunun olamayacağı kesindir. Hakikate teslim olan, yanlışa ise karşı duran fertlerle. Her yönüyle donatılmış, entelektüel kafalı, sürekli okuyan ve yazan fertlerle. Ülkesinin büyümesi yolunda kafa yoran kişilikli insanlarla.
Batı hem siyasilerimizi hem de toplumumuzun fertlerinin gelişmemişliğini gayet iyi bilmekte. Buna rağmen bize ‘Yeni Osmanlı’ misyonunu biçmektedir. Fakat her yönüyle gelişime açık olmayan siyasi ve fertlerle ‘Yeni Osmanlı’ yükünü sırtlanmamız bize faydadan çok zarar getirecektir. Bu genç bir delikanlının kaldıramayacağı bir yükü sırtına almasına benziyor. Mutlaka başkasının yardımına ihtiyacı olacaktır. Tabi ki yardım eden de diş kirasını isteyecektir. Bu misyonu bize yakıştıran Batı bu yükü şimdilik kaldıramayacağımızı bilmekte ve bize yardım eder gözükmektedir. Onun amacı yukarıda belirttiğim gibi bizim üzerimizden bir türlü dikiş tutturamadığı; Afganistan, Irak, Pakistan ve Orta Doğuda konuşlanmaktır. Bunu Türklerin vasıtasıyla yapması halinde bir taşla iki kuş vuracaktır. Başarılı olursa bu bölgelerin zenginliklerine sahip olacak veya ortak olacaktır. Başarılı olamazsa bunu Türkiye aracılığı ile yaptığı için Türkiye darbe alacaktır.
Bu yüzden Müslümanlar olarak hepimizin hayatı bir bilince, sorumluluğa ve üretkenliğe dönüştürmemiz gerekir. Yanlışlara karşı durmak yerine uyum içinde olmakla toplumların tarihi etkilediği ve değiştirdiği görülmemiştir. Hatta duyulmamıştır. Eyyamcı, teslimiyetçi bir suskunluk bireyleri de, cemaatleri de, toplumları da kişiliksizleştirir. İçinde yaşadığımız çağı değiştirmek istiyorsak böyle sessiz yığınlarla bunu yapmanın mümkünatı yoktur. Büyük imparatorlukları, medeniyetleri ve kültürleri inşa edip yönetmiş bir geçmişin fertleri olarak tarihe hiçbir biçimde müdahale edemeyecek bir noktada olmamızı kabullenmemiz mümkün değildir. Kaliteli bir toplumla daha önce yaptığımız gibi dünyayı etkilememiz mümkündür. Ama bunun nasıl olacağı bellidir. Duruşunu sert tutan ve mücadeleden asla yılmayan toplumlarla…
Bu açıdan hayallerimizi gıdıklayan ve bizi mutlu eden ‘Yeni Osmanlı’ misyonu bizim için sadece gelecek için bir motivo aracı olacaktır. Bu yükü ancak kaliteli siyasi ve fertlerle yapabileceğimiz aşikardır. Yoksa daha yeterli güce ulaşmadan bu büyük yükün altında kalmamız an meselesidir. Bu yüzden bu büyük hayali sürekli canlı tutup, bir an evvel kaliteli fertler yetiştirmenin hesaplarını yapmamız gereklidir.
Tarih bize altın tepside bir fırsat vermiş durumdadır. Batının her yönüyle iflas ettiği bir ortamda, bizler günü birlik hesapları bırakıp geleceği inşa etmemiz gerekir. Bu şekilde hem günü kurtaracak hem de yarına sahip olacağız. Çünkü dünyayı parselleyenlerin yüz yıllık bir plan dahilinde bu hedefe ulaştıklarını bilmekteyiz. Biz ki inanan insanlarız. Bu atılan adımların her halükarda bize kazanç getireceğini unutmamamız gerekir.
Kaliteli fert olma ve yetiştirme yolunda mücadele eden fertlerin çoğalması dileğiyle…
Abdullah YAHYA